May 31, 2012   2 notes

“ - Amerika’da iş arayan çoktu. Kullanıma hazır sürüyle beden. Ve ben yazar olmak istiyordum. Nerdeyse herkes yazar olmak istiyordu. Kimse dişçi veya otomobil tamircisi olabileceğinden emin değildir ama herkes yazar olabileceğinden emindir. Sınıftaki elli kişiden belki de on beşi yazar olduklarını düşünüyorlardı. Herkes konuşabiliyor, sözleri kağıda yazmayı biliyordu, demek ki herkes yazar olabilirdi. Ama tanrıya şükür insanların çoğu yazar değildir; hatta taksi şoförü bile olamazlar ve bazıları -birçoğu- maalesef hiçbir şey değildirler. ”

Çok sevemediğim sayın Bukowski Bey’den, çok sevdiğim bir paragraf.

May 31, 2012   1 note

Gittim

Nasıl anlatsam, neresinden başlasam bilemedim. Olabildiğince az kelime ziyan ederek anlatmaya çalışayım meramımı.
(Yaklaşık 40 dakikadır bilgisayarın başındayım ve buraya bir şeyler yazıp sildim devamlı; olmadı, anlatamadım kendimi. Sadede geleyim, “çat” diye söyleyeyim dedim.)
Çok sevdiğim Baykuş ve Homeroom ile olan fiziksel bağımı tamamı ile kesmiş bulunuyorum. İşleri bensiz işler hale getirene kadar, çok kısa bir süre daha Homeroom’da olacağım. Yakın bir zamanda işsiz, züğürt ve mutlu bir Engin olarak göreceksiniz beni aranızda.
Budur.

November 10, 2011   3 notes

Çok titredik be Ata’m

Bugün 14 saatten fazla çalıştıktan sonra evime geldim. Yoldaki planım şuydu; kapıyı açıcam, espresso makinemi çalıştırıcam, duşumu alıcam… havluma sarılıp kahvemi alıcam ve televizyonun karşısına geçicem. Saçma bir film seyrederim mesela, ya da zaplaya zaplaya oyalanırım. Twitter’e bakarım biraz. Komik bi’şeyler yazarım belki. Arada bir konyak alırım, damağımdaki kahve tadını, üzümün ruhu ile sıvarım. Ne güzel di’mi?
Sokucam abi fay hattına. Vallahi sokucam lan. Yeter artık. Yine deprem olmuş. Deprem afet, olması doğal. Doğal olmayan, osuruk etkisi sayılabilecek şiddette bir depremde, yetkililerin fütursuzca “girin oturun lan, bi’şey olmaz” dedikleri binaların üzerine oturulmuş boş koliler gibi, yerle yeksan olması.
Çok küfür edesim geliyor aslında; hiçbir şey anlatmadan, sadece küfür edesim geliyor… yüklemi sikeyim olan, sokayım, koyayım falan olan onlarca cümleyi ard arda sıralamak istiyorum. Biliyorum hiçbir şeye derman olmayacak… ama içimde dizginlenemez bir şiddet arzusu var. Arzumu fiile dökmek istiyorum.
Yarın birileri çıkıp çeşitli açıklamalar yapacaklar yine. “Para vardı ama biz onu yedik” temalı konuşmalar yapacaklar sayın yetkililer. O kadar güzel söyleyecekler ki ama… o yetkiyi kendilerine teslim eden mallar, yetkiyi teslim ettikleri ellerle alkış tutacaklar. “Duble yol yapmasaydık, o yardımlar nasıl ulaşacaktı yerine?” diye sorana, “parayı doğru yere, binaların ıslahına harcayaydınız, o yardımlara da duble yollara da gerek kalmayacaktı” demeyecek. 3 - 5 kişi aramızda konuşacağız bunları… ve diğerlerinin alkış sesinden, kendi sözümüzü bile duyamayacağız.
Duş bade oldu. Çok kahve içtim ve bi’sikim tat almadım. Konyağı da içiyorum ama sadece sarhoş olmak için.
Yarın deprem konuşulacak her yerde… ve artçılar gibi, azalarak bitecek kısa süre içinde. Ta ki yeni bir büyük depreme kadar.
Güvenli evlerinizde iyi uykular hepinize.

August 29, 2011   2 notes

ÇIK

Yalnızlığım yetmiyor,
kederim yetmiyor,
kaderim bana dar geliyor…
esnetemiyorum.

Çık o kuyunun içinden,
çık.
Senin yerin orası değil,
oraya ait değilsin.
O kuyunun duvarı üzerindeki tüm taşları bilirsin sen;
her birini sen koydun…
kendi ellerinle.
Ayaklarının dibinden başlayarak,
taaa tepeye kadar.
Evet düştün,
dibi bulunca şaşırdın,
daha kötüsü yok sandın.
Biliyorsun;
kendi ellerinle ördün…
sen yaptın.
Çık.

Şimdi ellerin kanasa da
ayakların parçalansa da
tırmanmak, dışarı çıkmak zorundasın;
güneşi görmek,
baharı koklamak.
Çık.

Hem az mı kanadın sen?
Etini, derini geçip
yüreğine, en dikiş tutmazından
derin derin yaralar açmadılar mı?
Üstüne bastıramayasın diye
ellerini sıkı sıkıya tutmadılar mı?

Şimdi o eller kanasa kaç yazar?

April 19, 2011   2 notes

Yolun tadını çıkart

Yolun tadını çıkartmak, bir bakış açısıdır.
Yol… bir noktadan çıkıp, başka bir noktaya varış amacı ile katettiğimiz yol.
Tamam… yola çıktı isek, ana erek olan “varmak” fiili, ziyadesiyle ehemmiyetlidir. Yol, o noktaya varabilmek için gereken yorgunluklar bütününün müsebibidir bir başka düşünceye göre.
Örneklendirelim:
Evde yemek yiyeceksin. Pişir, hazırla… koy sofraya. Ye; enerji harca, emek ver. Ne için? Karnın doyacak. Bulaşıklar da cabası.
Seks yapacaksın. Yatağı (farazi olarak) hazırla, kadını (erkeği) hazırla, kendini hazırla, ısıt… haldur huldur koştur; enerji harca, emek ver. Ne için? Epi topu 15 saniyelik zirve yürüyüşü için. Daha da duş alacaksın.
Yolun tadını çıkartmayı düstur edinene, vardığı noktadan daha tatlı gelir yol.
15 saniye yerine, 5 saat yaşarsın keyfi.
Hatta bulaşıkları yıkarken bile.

April 17, 2011   26 notes

Kadınları Anlamak

Michel Tournier’in Meteorlar adlı kitabından alıntıdır.


Kutsal kitabı okumuş olsaydın bir şey dikkatini çekerdi. Tanrı önce Adem’i yarattı, sonra da cenneti. daha sonra Adem’i cennete koydu. Adem cennette olmasına şaşmıştı, bu ona doğal gelmemişti, değil mi?
Havva’nın durumu başkaydı; o Adem’den sonra yaratıldı… cennette yaratıldı; cennetin yerlisi.
Sonra ikisi de cennetten kovulduklarında, bu Adem ve Havva için aynı şey değildi; Adem ilk çıkış noktasına geri dönüyordu. Havva ise, tersine, doğduğu ülkeden sürülmüştü.
Eğer bunu unutursanız, kadınlardan yana hiçbir şey anlamazsınız.
Kadınlar cennetin sürgünleridir…
tümü.

Kapiş?

April 10, 2011   2 notes

Hayaller

Ayaklarımı uzatmışım… tatlı bir rüzgar yüzümü yalıyor… hatta tepemdeki ağacın yapraklarının birbirlerine sürtmesinden mütevellit oluşan hışırtıyı dinlememe vesile oluyor.
Birden kapalı gözlerimi açıyor, uzandığım ahşap şezlongta dikilip, az ötemde, kumsalda top oynayan veletlerin üzerime sıçrattıkları kumları silkeliyorum. Göğsümde açık olarak duran kitabım da yere düştü… nerde kalmıştım lan?
Hiç hatırlamıyorum.
“Pardon abi” diyor çocuklar, “keyfini bozduk”.
“Siktiredin lan” diyorum, “devam edin siz”…
tekrar uzanıyorum.

Akşamüstü…
yattığım yerden kısık gözlerle denize bakıyorum; şahane lan… yaprak hışırtılarına karışan deniz sesi, top oynayan çocukların sesi ile harmanlanıyor. Sıcak dedim ya… inceden kendimden geçiyorum yine… kulağımda sesler.
Kulağımdaki seslere yabancı bir ses karışıyor ve dalmakta olan benin ritmini bozuyor;
“pssssst”.
Gözümü açtığımda kahverengi bir şişe görüyorum; Efes lan bu… tombul şişe hem de. Arkadaşım Serdar getirmiş. “Psssst”, kapağını bile açmış. Bıyak çocuk lan.
Bir dikişte yarısını içiyorum.
Derin bir nefes alıyorum.

Hava çok güzel, deniz çok güzel, Serdar çok güzel.
Hayat çok güzel be…
hayat çok güzel.

April 10, 2011   1 note

Şehirler arası yolculuk molaları

20 sene önce ayrılınmış sevgili, babasının memuriyeti nedeniyle taşınmak zorunda kalmış çocukluk arkadaşı ve evde sephaya çarpıp ilk kafayı yarma arasında bir yerlerde garip bir hüznü, acısı vardır şehirlerarası yolculuk molalarının; dipten dipten gelen, artık çok acıtmayan ama küçük de olsa bir izini taşıdığın, geçmişe dair bir yara gibi. İhtimal yolculuğun kendisi menşeli bir hüzündür bu… bir şehri, bir süreliğine de olsa bırakıp bir başkasına gitmek, yüreğimi burkmuştur her daim.

Bin yöne gidenle yollarınızın kesişmesi ile de teğet geçen hayatlar teoreminin simülasyonudur adeta.
Kim bilir? Belki de çayların şirketten olduğu 15 dakikalık ihtiyaç molasını henüz bitirmiş, Manavgat yönünden Ankara’ya seyretmekte olan Metro Turizm aracında, şöförün arkasındaki 2 numaralı koltukta yolculuğunu idame ettirmekte olan gündüz yüzlü kızla evlenip, 2 tane kız çocuğa hamilik edecektik.
Yine kaçırdık amnskym.
(2 sene önce yazmışım şunu… ve hiç hatırlamıyorum.)

February 16, 2011   1 note

Anonymous asked: Yanlış anlamayın diye başlamak istiyorum anlasanız da kaybedicek bi şeyim yok aslında..Kime acı çektiğinizi,hayatın sizi yorduğunu,bunalttığını,çoğu zaman hırpaladığını,istemediğini ispatlamaya çalışıyosunuz bilmiyorum ama samimi olmadığınızı düşünüyorum..Çok acı çekiyor olsaydınız yeteri kadar hırpalansaydınız istenmediğinizi düşünseydiniz yazamazdınız..Tumblr açamazdınız..Onun hakkında bi fikriniz dahi olmazdı..Sinir bozucu birinin bunları söylemesi ama söylemek istedim..Bana samimi gelmiyorsunuz;gelmek zorunda değilsiniz..tabi..

Farkındaysanız, uzunca bir zamandır ne soru cevaplıyor, ne de tek satır yazıyorum Tumblr’a. Savınız enteresan geldi, onun için cevap verme ihtiyacı duydum.
Öncelikle yanlış anlayacak bi’şey yok… yani bu tarafta, benim tarafımda yok. Bundan ziyadesiyle eminim lakin sizin beni yanlış anlamadığınızdan maalesef emin değilim. Ben hiç “çok acı çekiyorum” demedim. Kavramları -kendimce- anlamlandırmaya, tuttuğumuz yolda, başımıza gelebilecek şeyleri, kendi tecrübelerimi nirengi noktası alarak, dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Misal “aşık olan acı çeker” temalı bir kelamı ettim ama “aşığım ve acı çekiyorum” demedim. Çok acı çektim… mi… bakın orası tartışılır. Herkesin acısı kendine büyük. Biri, eline batan kıymık münasebeti ile gözünden yaş gelerek ortalığı birbirine katarken, çok yakınındaki bir diğerinin böbreğini sökseler, farkında bile olmayabilir. Acı büyüklüğü -dolayısı ile sidik- yarıştırmak niyetinde değilim… zaten bu ziyadesiyle saçma olurdu. Hayat beni yoruyor, evet… bunaltıyor ve hırpalıyor da. Ben işte böyle zamanlarda yazıya sığınıyorum. Oturup karşıma aldığım kişi peygamber olsa bunalır bir zaman sonra. Oysa kağıt - kalem hiç ihanet etmedi bana. Mütemadiyen kıçımı yırtıyorum “yazın, söyleyin, içinize atıp büyütmeyin” diye. Siz bu hükümleri vermeden daha 9 saat önce ne demişim bakın mesela http://twitter.com/#!/castrobey/status/37496502490234881
Samimiyetime inanmayabilirsiniz, bana güvenmeyebilirsiniz. Bunun için yapacak hiçbir şeyim yok. Olsaydı yapar mıydım? Bakın ondan bile emin değilim. 20 seneden uzun zamandır -öyle ya da böyle- yazıyorum… elimden geldiğince, dilim döndüğünce. Bakın tek sebebi de şudur işte; http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=dixi+et+salvavi+animam+meam
İyi geceler dilerim.

November 4, 2010   3 notes
[Flash 9 is required to listen to audio.]

Sakin - Edepsiz Komedya pre-relase bu. Bulamazsınız başka yerde, kıymetini bilin. (bugün benim günümdü, onu da mahvettim)